ŞERHA, ŞERHA YÜREĞİM...





 Yenilenen bir umut huzmesi gözlerimde çağlarken, müntehir kâbuslar inceden inceye nefes alıyor. Sızlıyor vicdan ayininde izdivaç hüzünler, cemrelerden kor getiriyor kar yağan düşlerime.

Bir kafile geçiyor çölden. Atların yeleleri savruluyor rüzgârda. Süreyya yıldızı toplamış kafilenin düşlerini ve yitik umutlarını baharlara  saklamış habersizce. Müneccimler Süreyya yıldızıyla hemhal olurken, kafiledekiler içlerindeki fırtınaları susturmuş olmalı ki, sükût yüreklerine düşmüş. Aşkı süveydalarına çeken kuşların düşleri gecenin rengine boyanmış, gece karanlığa… Kuşların cenahlarında içi dua dolu tohumlar/kundaklar, çölleri yeşertmeye adanmış.

Kırgın düşlerimden uzak, kırgın kalbimi hayalinle avutuyorum. Kimbilir kaç zaman geçti sensiz, sayamadığım... Senden uzak, sesinden uzak... Gözyaşlarım akarken sessizce yanaklarımdan, onları bile sevdim, çünkü onlar sana aitti. Seni kaç gece döktüm gözlerimden bilmem, sayamadım.

 

İçini bilmediğim, yüreğini görmediğim sevdanın, kekremsi tadı oldun dilimde.. bıkmadan usanmadan sevgimi anlattım. Kağıtlar tükenip de kalemimin kırıldığı an da bile beni düşündüğünü umut ederek, yeniden yazmaya koyulduğum adını bile koyamadığım sevdam oldun. Kaç kopuş yaşadım bunca senedir.. Şerha şerha bölündü ruhumla birlikte kalbim. Dayandım. Dayandım da bir senden kopuşuma dayanamadım...  Ama olsun ela gözlüm, ayrılığı bile senden diye, sevdim ben...

Ey sevgili en derinlerde,  en derin bu yürekte enlerdesin,  geceleri hayallerimi süsleyen ey sevgili, en güzel düşlerimin tek  sahibi, sen bu hicranlara muslat olmuş kalbin en yek sevdasısın.  Ben sevdanın en can alıcı noktasına, harmanlanırken, yürek yangınlarında, kavrulurken, sevdalana yelken açmış, garip bir sevdalın. Seni senden habersiz  sevmelere doyamadığım. Gözlerine! hele o ela yürek yakan beni divane eden o gözlerin, aşkını  yüreğime aksettiren, kalbime  en güzel duyguları yaşatan o bakılası gözlerin, aşkımı fitilleyen, ilmek ilmek yüreğime işleyen, yeniden hayata bağlayan en sevgili yek sevgili, bu yürek seni sevmelere doyamıyor. Bu yürek sensiz olmuyor, olamıyor..

 

Uzak dağ başlarının serin seherlerinde gökyüzünü süsleyen gözlerini aradım kaç kez. Seni ararken ırmaklara döktüm derdimi, rüzgârlara döktüm. Bin `âh`la iniledi dağlar, bin `âh`la aktı pınarlar, `âh`ımdan kan damladı gül yapraklarından, yaralı bülbüller figan etti…

 

Özlemin bir bulut gibi sardı beni, bir yağmur gibi üstüme yağdı her gece. Damlalar yüreğime vurdukça, seni sevmek her gün biraz daha büyüdü içimde. Toprak mahzun ve kederli… Güneşin kendisini terk ettiği zaman diliminde, korkunun buğusuna aldanmayan böcekleri bağrına basıyor. Yapraklar hışırtılarıyla toprağa hüznünü damıtıyor. İliklerine kadar üşüyen gece sakinleri, aşkın şahikâsında sükûtlarını bozmadan yakarışlarına devam ediyorlar. Niyazları miraç fezasına ulaştıran melekler, gökten yağmur tanelerini indirmeye başlıyorlar sessizce, usulca… Meyusane yapraklar soluyor, düşüyor bir bir toprağa..

 

 Anladım ki, bütün yıldızların karardığı gece sevinçlerin tükendiği yerdir. İç çekmenin başka bir anlamı var mı başka dillerde? Ben susuyorum, öpülmemiş zaman girdapları kemiriyor dudaklarımı. Anladım ki, bütün iççekişler sevgililerine kavuşmayan sevdalıların hüzünlü gözlerine benziyor, yaşamın kıyısında kırılmış tomurcuklara...


Uzandığımız her nehirde bir mutsuz yaşamın tortusu seyrediyor şimdi. Sen ki, benim yaz yağmurumdun, güz güneşimdin. Şimdi eski aşk yaraları dökülüyor ömrümün kıyılarına, terkedilmişliğin hüznü vuruyor sulara... Anladım ki, her gidiş bir dönüşü anlatmıyor... Her aşk bir mutluluğu. Ben geceyim işte, senin için yakamoz düşürüyorum bol bol denize. Sen benden gitsen de, ben gelirim senin bensiz kıyılarına...

 

Sîne hâhem şerha şerha ez firak tâ be-gûyem şerh-i derd-i iştiyak...

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !